KÜRATÖR'DEN

image description

Çerçeveleri Ara(la)mak

Hikâye meşhurdur; Nasreddin Hoca kapının önünde hararetle bir şeyler aramaktadır, hatta komşular da katılır bu aramaya. Sonunda biri sorar:

‘‘-Hocam ne kaybettin?

-Mührümü.

-Nerede kaybettin?

-Avluda.

-Peki, neden burada arıyorsun?’‘

'Çerçeve' teması ile yola çıktığımız II. Yeditepe Bienali, 'içeride' kaybettiğimizi 'dışarıda' aramanın sonuçlarına ilişkin soruları da beraberinde getiriyor. Belki tam da bu yüzden birçok alanda olduğu gibi geleneksel sanatlarımıza ilişkin meseleler de bir kayıp ve arayış meselinin döngüsünde uzun süredir.

Öncelikle ‘bienal’ teriminin tıpkı ‘minyatür’de olduğu gibi bizim için artık Türkçe içinde kazandığı anlamının esas olduğuna yani sadece geleneksel sanatlarımızın sergilenme ritmine işaret ettiğine dikkat çekelim. Bu yıl ki temamız olan ‘çerçeve’ için daha fazla açıklamaya ihtiyaç var. Zira Avrupa lisanlarında çerçeve -frame/rahmen- öncelikle bir sınırlama ve belirleme anlamına sahiptir. Sınırlama, zahiren bir çerçeveden söz ettiğimizde, sanatta ‘White cube’ olarak sergileme mekânlarına işaret ettiğimizde veya sosyal ve siyasal kullanımlarına dikkat ettiğimizde çerçeve terimi etrafında gelişen tartışmalara da bir zemin temin eder. Ancak Türkçe’de çerçevenin böyle bir anlamı olduğunu söylemek zor.

Esasen çerçeve, biz de ‘‘daire’‘ye görece yeni bir kullanım. Evvelce ‘‘bir şey dairesinde’‘ konuştuğumuzdaki anlamı şimdilerde çerçeveye taşımışız gibi görünüyor. Bu yüzden de çerçeve, sınırlama ve kısıtlamadan ziyade, daha çok bir ilişkiler ağını ve ona bağlı bir hürleşmeyi işaret ediyor. İmge bağlamında ise sadece Doğu Hristiyan geleneğinde bulabileceğimiz ikonlarla karşılaştırılabilir bir anlam içeriğine sahip.

Ancak geleneksel sanatların modern dönemde kendi mekânlarından yani kitap ve mimari mekânlarından uzaklaştıktan sonra sergi mekânlarında kendilerini bir çerçeve içinde göze ve muhataba sunmalarının ne anlama geldiği de henüz tartışılmış değil. Özellikle de görsel sanatların çerçeve ile ilişkisi Batı’da hayli önemli bir tartışma geçmişine sahip. Ancak oradaki tartışmaları buraya taşımak da tam olarak mümkün görünmüyor, zira bu eserler sadece farklı değil ‘‘başka’‘ bir anlam dünyası ile ilişkililer. Bugün, bu ilişkileri eser merkezli estetik ve kültür enstrümanları içinde aramak hakiki sonuçlar verir mi? Esasen Nasreddin Hoca meselindeki gibi iç ve dışı, neyi aradığımızı, nerenin aydınlık, nerenin karanlık olduğunu ayırt edebilecek miyiz? II. Yeditepe Bienali belki de sadece bu çelişkinin kendisini mesele edindiği için anlamlı. Bu yüzden çerçeve terimini bir sınırlamadan ziyade imkân olarak sunuyor.

Çerçeve, Batı sanatında rahatça izlenebilecek problemleri işaret etmekle beraber; ‘‘İslami sanat’‘, ‘‘minyatür resim’‘ gibi Batı’nın baskın jenerik terimlerinin burada sunulan sanatın sanatsal içeriği, sanatsal duruşu ve üretici işaretlerini tanımlayamayacağı ya da tasvir edemeyeceği hemen fark edilecektir. Bu yıl ki bienal, bu tartışmaları canlandırmakla birlikte, bin yıldan fazla süredir var olan ve Batı kültürünün ötesinde bir geleneğe ve teorik yansımaya sahip olan bir sanatı; Süleymaniye Külliyesi İmareti Darüzziyafe, Nuruosmaniye Camii Mahzen, Yedikule Hisarı ve Fatih Cam Küp Sanat Galeri olmak üzere dört ayrı mekânda yeniden inceliyor. Üç mekân da bir tür ‘‘ara-mekân’‘ olmaları özelliği ile misafirlerini çerçevede değilse de eşikte karşılamaya ve onları ‘‘içeri’‘ davet etmeye aday.

Bu üç mekânın mimari özelliklerine uygun olarak bir düzen içeren sergileme yöntemleri, Süleymaniye Camii İmareti’nde mekânın simetri ve asimetrisini içselleştiren yataylığı, Nuruosmaniye Camii Mahzeni’nde su ile ilişkisine işaret eden bir tür iniş ve ağırbaşlılığı, Yedikule Hisarı’nda ise dikey bir hareketi esas alıyor. Bu nedenle Süleymaniye Camii İmareti’nde yer alan ve geleneksel tarzda çalışılmış 250’den fazla eser sanatçının çalışma - görme pratiğine uygun ve kitap sanatları mekânına gönderme yapacak şekilde düzenlendi. Eserlerin çerçevelerini kapatan veya bazen tamamen gizleyen ‘‘paketleme/örtme/açma’‘ düzenlemesi ise çerçeve mekânına ilişkin problemlerin yanı sıra esasında büyük ölçüde bir ibadet pratiğinden doğan bu sanatların günümüz kültür endüstrisi içindeki konumlarına dair sorgulamaya da işaret ediyor. Öte yandan bu düzenleme, muhataplara belli bir bakış açısını, ‘‘çerçevelemeyi’‘ dayatmaktan ziyade, kendi görme biçimini bulması için imkân tanıyor.

Nuruosmaniye Camii Mahzeni’ndeki çalışmalar, geleneksel sanat eğitimi almış sanatçıların yapma ve sergileme tarzları hakkındaki sorularını görünür kılma çabasının sonucu. Yedikule Hisarı’nda yer alan çalışmalar için ise daha çok hem çağdaş sanatın hem de geleneksel sanatın sergileme pratiklerinin geleceğine dair umut ve umutsuzlukların dile gelmesi diyebiliriz. Bu iki mekândaki eserlerin enstalasyon anlamında bir ‘‘yerleştirme’‘ değil, bir tür ‘‘yerini arama’‘ ‘‘her şeyin zaten yerli yerinde olduğuna’‘ dair kadim Anadolu bilgeliğinin çağrısını işitmeye ve duyurmaya dair bir teklif olduğunu da hatırlayarak ve hatırlatarak…

Küratör
BERKAN KARPAT

file_download